Nükleer Silahlanma Yarışı: Dünya Dakikada 190 Bin Dolar Harcıyor
Dünya, nükleer silahlanma yarışında adeta bir dönüm noktasında. ABD Başkanlık ofisinde gerçekleşen ve oturma düzeniyle diplomasi çevrelerinde tartışmalara yol açan görüşmelerin gölgesinde, nükleer silah sahibi ülkelerin durumu mercek altına alınıyor. Türkiye’nin de etrafında devam eden savaşlar düşünüldüğünde, bu durumun önemi daha da artıyor.
Nükleer Silahların Tarihi ve Günümüzdeki Durumu
Nükleer silahın bir savaşta ilk kez kullanılması, 6 Ağustos 1945’te Amerika Birleşik Devletleri tarafından Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombalarıyla gerçekleşmişti. Bu trajik olay, çoğu sivil olmak üzere yaklaşık 214 bin insanın hayatını kaybetmesine neden oldu. Hayatta kalanlar ise lösemi, kanser ve radyasyona bağlı sağlık sorunlarıyla mücadele etmek zorunda kaldı.
Aradan geçen 80 yıla rağmen, nükleer silahların üretimi, konuşlandırılması ve stoklanması devam etti. Günümüzde, dokuz ülkenin askeri stoklarında olası kullanım için toplamda 9 bin 614 nükleer savaş başlığı bulunduğu tahmin ediliyor. Bu başlıkların 8 bin 9’u Rusya ve ABD’nin envanterinde bulunuyor. Ayrıca, kullanılamayacak durumda olan 2 bin 627 adet savaş başlığının da imha edilmeyi beklediği belirtiliyor.
Nükleer Güçler ve Silah Sayıları
Çin’in 600, Hindistan’ın ise yaklaşık 180 adet nükleer savaş başlığına sahip olduğu tahmin ediliyor. Bu iki ülkeyi Pakistan 170, İsrail 90 ve Kuzey Kore ise 50 adet başlıkla takip ediyor. Avrupa’daki nükleer güçler olan Fransa ve Birleşik Krallık ise toplamda 515 operasyonel nükleer savaş başlığına sahip. Kuzey Kore hariç, nükleer silah sahibi diğer ülkeler 1990’lardan bu yana nükleer silah testi yapmadı.
Nükleer Silahlanmaya Harcanan Para
Dünya, 2024 yılında nükleer silahlara bir önceki yıla göre yüzde 11 daha fazla para harcadı. Bu harcamanın toplamı 100 milyar doları aştı, yani dakikada 190 bin dolar. İnsanlık, iklim krizi, göç dalgaları ve ekonomik dengesizliklerle mücadele ederken, kaynaklarını geleceği yok etmeye aday bir silahlanma yarışına harcıyor olması düşündürücü.
Bu yarışın başını Amerika Birleşik Devletleri çekiyor. 56,8 milyar dolarlık harcama ile toplam harcamanın yarısından fazlasını tek başına üstleniyor. Onu Çin ve Birleşik Krallık takip ediyor. ICAN raporları, son beş yılda nükleer silahlara harcanan paranın 415,9 milyar doları bulduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Durum Ne Anlam İfade Ediyor?
Türkiye’nin kendi nükleer silah programı bulunmuyor. Ancak coğrafi konumu itibarıyla nükleer güçlerin tam ortasında yer alıyor. Kuzeyde Rusya, doğuda İran, batıda NATO’nun nükleer şemsiyesi ve güneyde İsrail’in varlığı, Türkiye’yi doğrudan nükleer stratejilerin kesişim noktasına yerleştiriyor.
Türkiye, NATO üyesi olarak ittifakın nükleer caydırıcılığından faydalanıyor. İncirlik Üssü’nde ABD’ye ait olduğu iddia edilen nükleer başlıkların varlığı da sık sık gündeme geliyor. Bu durum Türkiye’yi doğrudan nükleer denklemin içine sokmasa da kriz anlarında bir hedef haline getirme riski taşıyor.
Türkiye’nin çıkarı, bu yarışa katılmakta değil; aksine bölgesinde ve uluslararası platformlarda nükleer silahsızlanmayı savunan güçlü bir diplomatik aktör olmakta. Zira her 190 bin dolar, yeni bir savaş başlığına değil, temiz enerjiye, altyapıya ya da savunmada teknoloji geliştirmeye ayrılabilirdi.
Türkiye’nin Stratejik Öncelikleri
Türkiye’nin kendi stratejik öncelikleri açısından nükleer silah sahibi olmadan da güçlü olabilmesi mümkün. Savunma sanayinde tam bağımsız olarak, yeni nesil uçaklar üreterek önce kendi güvenliğini tam koruyabilmeli, akabinde bölgesel bir güç olarak oyunun kurallarını değiştirebilir. Bunun için de tam bir ekonomik bağımsızlığa ihtiyaç var.
Ekonomik bağımsızlık için ise bir paradigma değişimi şart. Bu konuya sonraki bir yazıda değineceğim.