Yüksek Kredi Faizleri Sanayicinin Belini Büküyor: Enflasyonla Bağ Koptu Mu?
Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Seyit Ardıç’ın son açıklamaları, Türk sanayicisi için alarm zillerinin çaldığını gösteriyor. ASO Başkanı Ardıç, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan’ın da katıldığı son meclis toplantısında çarpıcı ifadelerle sanayicinin içinde bulunduğu zor durumu dile getirdi. Finans sektörünün büyüdüğü, buna karşılık sanayinin küçüldüğü bu dengesizlik, Ardıç’ı endişelendiriyor. “Parasını faize yatıran rahat uyurken biz uykusuz geceler geçiriyoruz” sözleri, sanayicinin yaşadığı sıkıntıların bir özeti niteliğinde.
Ardıç’ın vurguladığı en önemli noktalardan biri, sanayicinin Merkez Bankası’nın yılsonu enflasyon hedefinin iki katı faiz ödeyerek ayakta kalamayacağı gerçeği. Bu durum, özellikle üretim sektöründe faaliyet gösteren KOBİ’ler için hayati bir tehdit oluşturuyor. Yüksek faiz oranları, yatırım yapma iştahını azaltırken, işletmelerin rekabet gücünü de olumsuz etkiliyor.
Mevduat Faizleri ve Ticari Kredi Faizleri Arasındaki Uçurum
Ardıç, yüksek miktarlı mevduat sahiplerinin (kişiler, şirketler, kurumlar) şu sıralar %40 – 43 seviyelerinde seyreden mevduat faizlerinden memnun olduklarına işaret ederken, ticari kredi faizlerinin durumunun ise tam tersi bir tablo çizdiğini belirtiyor. Son veriler, ticari kredi faizlerinin mevcut enflasyonun 26 puan üzerinde olduğunu gösteriyor. Yıl içinde bu farkın 30 puanı gördüğü zamanlar da oldu. Bu durum, sanayiciler için ciddi bir finansman yükü oluşturuyor.
Gelecek dönem enflasyon hedef ve tahminleri dikkate alındığında ise durum daha da vahim bir hal alıyor. Bugün kredi kullandıran bir bankanın, önümüzdeki dönem (kendi) enflasyon tahminini baz alması normal kabul edilebilir. Ancak faiz oranları ile piyasa katılımcıları anketindeki beklentiler arasındaki kopukluk dikkat çekici. TCMB’nin 2025 sonu için yüzde 24 altı enflasyon tahmininde bulunmasına rağmen, faizler bu oranın iki katı seviyelerinde seyrediyor. Bu durum, piyasadaki belirsizliğin ve güvensizliğin bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Şu sıralar kullandırılan bir kredinin dikkate alması gereken gelecek dönem enflasyon tahminlerinden bakarsak, fark 40 puanı buluyor.
Faiz ve Enflasyon İlişkisinde Yaşanan Dönüşüm
Eski dönemde, Mehmet Şimşek’in programı başlamadan ve TCMB politika faizini artırmaya başlamadan önce durum tam tersiydi. Ancak irrasyonel politikalardan çıkışta beklenen, faizlerin enflasyonun makul oranda üzerine gelmesiydi. 2024 yılı Temmuz ayında faiz seviyesi ile enflasyon seviyesi eşitlendi ve faizler rasyonalite gereği enflasyonun üzerine çıktı. Ancak bu çıkış, tefritten ifrata doğru bir seyir izlemiş gibi görünüyor. Faiz oluşumunda esas olan gelecek dönem enflasyonu olduğuna göre TCMB yıl başından itibaren hedef olarak yüzde 30’un altında oranlar telaffuz etti. Enflasyon beklentileri anketlerine bakılırsa da oran yüzde 30’un altına çekildi. Fakat faiz seviyeleri bu beklentiyi yansıtmaktan uzak kaldı.
TCMB Verileri Ne Anlatıyor?
TCMB’nin haftalık açıkladığı “ticari kredi faiz oranları (akım verisi) diğer bazı kredi türlerinde olduğu gibi ticari kredilerde de doğru bir linkin henüz kurulmadığını düşündürüyor. “İşletme kredilerinde” durum daha da vahim. TCMB’nin “uygulanan en yüksek işletme faizi oranı” verisi şu sıralar %95’leri gösteriyor! Bu durum, özellikle KOBİ’ler için hayati önem taşıyan işletme kredilerine erişimi zorlaştırırken, şirketlerin büyüme ve gelişme potansiyelini de sınırlıyor.
Sonuç: Sanayici İçin Sürdürülebilir Bir Finansman Modeli Şart
Yüksek kredi faizleri, Türk sanayicisinin rekabet gücünü azaltırken, üretim maliyetlerini artırıyor ve yatırım iştahını kırıyor. Bu durum, uzun vadede sanayinin küçülmesine ve istihdam kayıplarına yol açabilir. ASO Başkanı Seyit Ardıç’ın dile getirdiği endişeler, sanayinin sürdürülebilir bir finansman modeline ihtiyaç duyduğunu açıkça ortaya koyuyor. Özellikle KOBİ’lerin uygun koşullarda finansmana erişiminin sağlanması, sanayinin büyümesi ve gelişmesi için kritik önem taşıyor.
Önümüzdeki dönemde, TCMB’nin faiz politikaları ve enflasyon beklentileri arasındaki dengenin yeniden kurulması, sanayicinin üzerindeki finansman yükünün hafifletilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, sanayinin küçülmeye devam etmesi ve Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyelinin sınırlanması kaçınılmaz olacaktır.