Küresel Düzende Değişim: Kural Ötesilik ve Kaldıraç Çağında Gelecek
Küresel sistem, tarihsel olarak birçok kriz ve değişim yaşamıştır. Ancak günümüzde yaşanan değişim, **kural ötesilik** ve **kaldıraç çağı** gibi kavramlarla karakterize edilmektedir. Prof. Dr. Ali Rıza Büyüsuslu’nun ifadelerine göre, insanlık eşzamanlı krizlerin iç içe geçtiği yeni bir tarihsel döneme girmektedir.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası sistem, serbest ticaret, çok taraflı kurumlar, hukuk normları ve güvenlik dengeleri üzerine kurulmuştu. Ancak bu düzen, eşitlikçi ya da adil değildi. Sömürgeci miraslar, ekonomik bağımlılıklar ve güç asimetrilerini içinde taşıyordu. Bugün ise kuralsızlık ve jeopolitik rekabet kavramlarıyla açıklamak yeterli olmayacaktır.
Kural Ötesilik
Kural ötesilik, hukukun veya normların tamamen yok olması anlamına gelmez. Aksine, kurallar varlığını sürdürür, fakat seçici biçimde uygulanır, araçsallaştırılır veya güç ilişkilerine göre yeniden yorumlanır. Böylece uluslararası sistem, öngürülebilir bir düzenden ziyade belirsizlikler, stratejik boşluklar ve kırılgan bağımlılıklar üzerinden işlemeye başlar.
Kaldıraç Çağında Gelecek
Devletler tarih boyunca enerji kaynaklarını, ticaret yollarını, borç ilişkilerini, teknolojiyi ve coğrafi konumlarını baskı aracı olarak kullandılar. Bugünkü fark, küresel entegrasyonun kendisinin kaldıraç üretmesidir. Ülkeleri birbirine bağlayan ağlar, yalnızca ortak refahın değil, karşılıklı kırılganlığın da altyapısına dönüşmüştür.
Yeni dünyanın temel sorusu artık yalnızca “Kim daha güçlü?” değildir. Daha kritik soru şudur: “Kim, hangi bağımlılığı, hangi anda, hangi kaldıraçla siyasal güce dönüştürebilmektedir?”
Yeni Düzenin Görünümleri
Yeni düzenin;
– İlk görünümü, ekonomik ve jeopolitik istikrarsızlığın süreklilik kazanmasıdır.
– İkinci görünümü, deniz yollarının ve stratejik geçiş noktalarının silahlaşmasıdır.
– Üçüncü görünümü, siyasal ekonominin militarizasyonudur.
– Dördüncü görünümü, savaşın gündelik hayatın altyapısına taşınmasıdır.
– Beşinci görünümü, kritik mineraller ve teknolojik bağımlılıklar etrafında şekillenen yeni sanayi jeopolitiğidir.
– Altıncı görünümü, iklim krizinin yeni bağımlılıklar yaratmasıdır.
– Yedinci görünümü, yapay zekâ ve tekno-oligark iktidarıdır.
– Son görünüm, ekonomik güvencesizlik, toplumsal yalnızlaşma ve temsil krizi; kimlik ve din eksenli kutuplaşmayı beslemektedir.
İnsanlığın önünde iki yol bulunmaktadır:
– İlki; sürekli olağanüstü hâl, sert sınırlar, güvenlikçi politikalar, gözetim kapitalizmi, demokrasinin ve millet iradesinin devre dışı bırakıldığı militarize ekonomi ve yoksulluk üzerine kurulu otoriter düzendir.
– İkincisi ise; piyasanın toplumsal denetime alındığı yani kamusal faydanın geniş halk kitleleri lehine işlediği; enerji, veri ve kritik altyapıların kamusal-hukuki çerçevede düzenlendiği; sosyal devletin-sosyal gelişimin ekolojik-yeşil dönüşümle birleştirildiği, refah toplumu ve adil bölüşümün ön planda olduğu demokratik ve dayanışmacı bir yeniden kuruluştur.
Geleceği belirleyecek olan yalnızca ülkelerin stratejik kapasitesi veya ekonomik üstünlüğü değildir. Asıl belirleyici güç; toplumların ortak iyiyi savunma iradesi, demokratik kurumları yeniden inşa etme kapasitesi, dayanışmayı örgütlü bir toplumsal güce dönüştürme becerisi ve insanlığın parçalanmış ortak dünyasını yeniden kurma cesaretidir.