Lojistik Sektörü 2026’da İstikrar Arayışında: Öngörülebilirlik Artıyor
Türkiye lojistik sektörü için 2026, jeopolitik belirsizliklerin kısmi olarak azalmasıyla birlikte daha öngörülebilir bir yıl olma potansiyeli taşıyor. Yıl sonu değerlendirmelerinde sektörün mevcut durumunu ve geleceğini analiz eden UTİKAD Başkanı Engin’in açıklamaları, sektördeki zorluklara rağmen bir nebze istikrar beklentisini ortaya koyuyor.
Türkiye Lojistik Sektörünün Genel Durumu
Türkiye, kara yolu, hava yolu, deniz yolu ve demir yolu olmak üzere dört ana taşıma modu üzerinden taşımacılık gerçekleştiriyor. Bu durum, Türkiye’yi lojistik açıdan stratejik bir konuma yerleştiriyor. Engin’in vurguladığı gibi, Türkiye’nin tüm bu modlarda faal olması, ülkenin lojistik potansiyelini artırıyor. Türkiye, deniz ülkesi olması, önemli limanlara sahip olması ve deniz yolu filosunun güçlenmesiyle de öne çıkıyor.
Deniz Yolu Taşımacılığındaki Gerileme ve Alternatifler
Jeopolitik gelişmeler nedeniyle deniz yolu taşımacılığında gerileme yaşanırken, hava kargo ve demir yolu taşımacılığı Türkiye’nin son dönemde büyük altyapı yatırımları yaptığı taşıma modları olarak öne çıkıyor. Özellikle hava kargonun yükselişe geçtiği görülüyor. İstanbul Havalimanı‘nın yolcu taşımacılığındaki başarısının ardından, Turkish Cargo‘nun yatırımlarıyla hava kargo taşımacılığında da önemli bir ivme yakalandı. Hava kargo taşımacılığı, kapasite olarak deniz yolunun gerisinde olsa da, yüksek değerli ürünlerin taşınmasında kritik bir rol oynuyor. 2024 ve 2025 süreçlerinde hava kargo taşımacılığı yüzde 2,5-3 mertebelerinde büyüme kaydetti.
2025: Meydan Okumalarla Dolu Bir Yıl
2025 yılı, lojistik sektörü için bazı meydan okumalarla geçti. Salgın sonrası talep artışı 2024’te karlı bir yıl geçirilmesini sağlasa da, 2025 aynı performansı gösteremedi. Özellikle deniz yolu tarafında talebin yavaşlaması, karlılıkları olumsuz etkiledi. Küresel anlamda 2025, 2024’ün gerisinde kaldı.
Türkiye’nin makroekonomik verileriyle birlikte lojistik sektörünün ihtiyaçları da analiz edildiğinde, finansmana erişim önemli bir konu olarak öne çıkıyor. Özellikle KOBİ niteliği taşıyan aile şirketleri, finansmana erişimde zorluklar yaşıyor. Kara yolu mevzuatı, teknolojik altyapı, sürdürülebilirlik (yeşil lojistik) ve finansmana erişim gibi faktörler, KOBİ’lerin yaşadığı sorunları derinleştiriyor.
Jeopolitik Gelişmelerin Etkisi
Devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı, İsrail’in Gazze’ye saldırıları ve İsrail ile İran arasındaki çatışma süreci gibi jeopolitik gelişmeler, özellikle deniz yolu taşımacılığını olumsuz etkiliyor. Süveyş Kanalı‘ndaki sorunlar da deniz yolu taşımacılığını doğrudan etkileyerek maliyetleri yükseltiyor ve riskleri artırıyor.
Suriye konusunun Türkiye için önemi büyük. İsrail’in Suriye’ye müdahalesi Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, hem kendi iş dünyası hem de lojistiği için Suriye’de istikrar arayışında. Irak’ta olduğu gibi, Suriye’de de yatırımların yönlendirilebileceği alanlar aranıyor.
Kalkınma Yolu Projesi ve Zengezur Koridoru
Türkiye, lojistik altyapısını modernize etmek, çeşitlendirmek ve güçlendirmek için ciddi yatırımlar yapıyor. Bunlardan biri de Kalkınma Yolu Projesi. Bu projenin, 2029-2030 döneminde Irak’ın Basra Körfezi’nden Türkiye sınırlarına kadar uzanması planlanıyor. Projenin verimliliği, Suriye ve Irak’taki istikrara bağlı.
Zengezur Koridoru‘nun işlev kazanmasıyla birlikte, Hazar, Karadeniz ve özellikle Gürcistan’daki ağırlığın Azerbaycan ile Türkiye aksına kayacağı öngörülüyor. Bu durum, Türk şirketlerinin Türkmenistan ve diğer Orta Asya bölgelerindeki büyük projelerinin taşınmasını kolaylaştıracak ve maliyetleri düşürecek. Çin ve Hindistan gibi önemli üretim merkezlerinin yüklerinin de bu koridor üzerinden Avrupa’ya ulaştırılması bekleniyor.
2026 Beklentileri: Zorlu Bir Yıl ve İstikrar Arayışı
UTİKAD Başkanı Engin’e göre 2026, operasyonel anlamda lojistik sektörü için zorlu bir yıl olacak. Bu zorlukların birçok nedeni bulunuyor ve hızlı bir çözüm beklenmiyor. Günlük operasyonları etkileyecek sertleşmeler yaşanabilir.
Navlunların çok yüksek seyretmeyebileceği, orta seviyede devam edebileceği öngörülüyor. Bu durum, ihracatı etkileyebilir çünkü dünya ekonomisinde yavaşlama görülüyor ve bu da ticaretin yavaşlamasını beraberinde getiriyor. Taşıma kapasitelerinin kullanımının azalması, navlunları olumsuz etkileyebilir. 2026’da taşıma kapasitelerinin nispeten düşük seyredip dolayısıyla navlunların da orta şiddetli bir seviyede olabileceği tahmin ediliyor.
Ancak, jeopolitik konularda bir nebze istikrar sağlanması, 2026’nın daha öngörülebilir bir yıl olmasını sağlayabilir. Suriye’deki nispi istikrar, Irak’taki istikrarlı süreç ve Rusya-Ukrayna krizinde çözüm iradesi gösteren tarafların varlığı, 2026’ya istikrar ve öngörülebilirlik getirebilir.