Büyüme Maskesi: İnşaat Sektörü Yükselişi Sanayi ve Ticareti Gölgeliyor
Finera’nın reel sektöre yönelik hazırladığı son sektörel analiz raporu, Türkiye ekonomisinin 2023 yılı 3. çeyreğinde %0.48 büyüyeceğini öngörüyor. Yıllık büyüme beklentisi ise %5.13 seviyesinde. Rapor, büyümenin itici gücünün inşaat sektörü olduğunu vurguluyor. Deprem sonrası yeniden yapılanma faaliyetleri, inşaat sektöründe yıllık %26.97, çeyreklik bazda ise %14.11 gibi dikkat çekici bir büyüme oranına yol açtı. Ancak bu durum, ekonominin genelindeki sanayi ve ticaret dinamiklerini maskeleme riski taşıyor.
Büyümenin Sürükleyicisi: İnşaat Sektörü
Deprem felaketinin ardından hızlanan inşaat faaliyetleri, ekonomiye önemli bir ivme kazandırdı. Özellikle TOKİ projeleri ve deprem konutları, sektörün büyümesine önemli katkı sağladı. Ancak raporda, bu büyümenin kâr marjlarında sıkışmaya işaret ettiği belirtiliyor. İnşaat maliyet endeksi artışının enflasyonun altında seyretmesi ilk bakışta olumlu gibi görünse de, maliyet ve üretim artışının ima ettiği ciro seviyesi gerçekleşen ciro ile tam olarak örtüşmüyor. Bu durum ve konut fiyat endeksindeki reel gerileme birlikte değerlendirildiğinde, sektörün hacim olarak büyüdüğü ancak birim fiyatlama gücünün zayıfladığı sonucuna varılıyor.
Sanayi Sektöründe Reel Kayıplar ve “Patinaj”
Sanayi sektörü ham verileri incelendiğinde, çeyreklik %5,76 ve yıllık %5,36‘lık büyüme oranları ekonominin üretim ayağının sağlam durduğunu gösteriyor. Ancak baz etkisi arındırıldığında tablo değişiyor. Eylül 2023 üretim ve hacim endeksleri baz alınarak (100) yapılan 2 yıllık kümülatif analizde, sanayi büyümesinin sadece %0,45 seviyesinde kaldığı görülüyor. Bu durum, sanayide son bir yılda görülen toparlanmanın aslında önceki kayıpların telafisi niteliğinde olduğunu ve reel üretim kapasitesinde 2 yıldır bir “patinaj” yaşandığını ortaya koyuyor.
Üretim hacmindeki durgunluğun yanı sıra, sanayi sektöründe finansal akışlarda da ciddi bir reel kayıp gözleniyor. Ciro artışlarının neredeyse tamamı fiyat artışlarından kaynaklanırken, bu artışlar maliyet ve enflasyon baskılarını karşılamakta yetersiz kalıyor.
İhracatçı Üzerindeki Çifte Baskı
Rapora göre, sanayiciler yurt içi ve yurt dışı pazarlarda farklı zorluklarla karşılaşıyor. Yurt içinde ciro artış oranları TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) artışının altında kalıyor ve bu durum, ciroların reel olarak küçüldüğünü ve nakit akışlarının enflasyona karşı eridiğini gösteriyor.
İhracat cephesinde ise sanayicinin yurt dışı cirosu dolar/TL kurundaki artışın üzerinde performans gösterse de, artış oranı genel enflasyonun (TÜFE) çok altında kalıyor. Bu durum ihracatçıyı “çifte baskı” altında bırakıyor; kur artışının maliyetleri karşılamada yetersiz kalması ve küresel rekabet nedeniyle fiyatları yeterince artıramaması sorunlarına yol açıyor.
Perakende Sektöründe “Örtük Enflasyon” Bilmecesi
Perakende sektöründe ise ilginç bir durum söz konusu. Hacim 2 yılda %21,66 artarken, enflasyonun %99,12 olduğu bir ortamda cironun matematiksel olarak yaklaşık %140 artması bekleniyor. Ancak gerçekleşen ciro artışı %104,2 seviyesinde. Bu durum, perakende sektörünün genelinde reel fiyatların baskılandığını veya kârlılıktan feragat edildiğini düşündürüyor.
Daha çarpıcı bir anomali Tekstil, Giyim ve Ayakkabı alt grubunda yaşanıyor: Hacim Artışı: %4,75, Ciro Artışı: %114,6, Açıklanan TÜFE (Giyim): %61,3. Teorik olarak ciro ve hacim verileri, bu gruptaki fiyat artışının %100’ün üzerinde olması gerektiğini gösteriyor. Ancak TÜİK sepetindeki giyim enflasyonu %61,3 olarak açıklanmış durumda. Bu fark, ya ölçüm metodolojisindeki bir sapmaya ya da sektördeki firmaların TÜİK sepetine girmeyen ürün gruplarında çok daha yüksek fiyat artışları yaptığına işaret ediyor.
Hizmet Sektörü: Enflasyonun Katı Çekirdeği
Sanayi ve perakende sektörlerinde görülen veri uyuşmazlıkları ve reel kayıplar, hizmet sektöründe yerini şaşırtıcı bir matematiksel tutarlılığa bırakıyor. Hizmet üretimi ile hizmet ÜFE’nin bileşimi son iki yılda teorik olarak %123,5‘lik bir ciro artışı ima ediyor. Gerçekleşen ciro artışı ise %116,16 seviyesinde. Bu durum, hizmet sektöründeki firmaların maliyet artışlarını ve enflasyonu nihai fiyatlarına yansıtabilme kabiliyetinin sanayi sektörüne göre çok daha yüksek olduğunu kanıtlıyor. Hizmet üretimi fiyatlarının (Hizmet ÜFE) manşet TÜFE’nin üzerinde seyretmesi, enflasyonun ana kaynağının mal ticaretinden ziyade hizmetler tarafına kaydığını gösteriyor. Sanayi tarafında fiyatlar baskılanırken, hizmet tarafında fiyatların canlı kalması, enflasyonla mücadelede hizmet enflasyonu katılığı riskini teyit ediyor.
Gelecek Beklentileri ve Sektörel Politikaların Önemi
Rapora göre, 2025 yılı 3. çeyrek büyüme verileri manşet rakamlarda yüksek bir performansa işaret edecek olsa da bu büyümenin kalitesi ve sürdürülebilirliği tartışmalı. Büyüme büyük ölçüde baz etkisi ve deprem inşası kaynaklı inşaat faaliyetlerine dayanıyor. Sanayi ve perakende tarafında ise parasal yanılsama hakim. Cirolardaki nominal artışlar enflasyonist ortamda bir büyüme algısı yaratsa da reel üretim verileri ve enflasyondan arındırılmış cirolar, sanayicinin ve ihracatçının alım gücünün ve sermaye birikiminin zayıfladığını gösteriyor. Özellikle emek yoğun sektörlerdeki (tekstil, giyim) çift haneli üretim kayıpları ve perakende verilerindeki fiyatlama anomalileri, ekonomi yönetiminin mikro ölçekli sektörel politikalara odaklanması gerekliliğini ortaya koyuyor.