Türkiye’de İK’da Yapay Zekâ Kullanımının Değeri Neden Gerçekleşmiyor? Uzman Görüşleri ve Çözüm Önerileri
İnsan kaynakları (İK) alanında yapay zekâ (YZ) uygulamalarının yaygınlaşması, şirketlerin dijital dönüşüm stratejilerinde yeni bir kilometre taşı olarak görülüyor. Ancak %88’i “somut değer elde edemediğini belirten İK liderleri, bu hayal kırıklığının teknolojik eksiklikten ziyade dönüşüm sürecindeki yanlış önceliklendirmeden kaynaklandığını vurguluyor. BİS Çözüm Genel Müdür Yardımcısı ve Ortağı Gizem Güneşdoğdu, konuyu derinleştirerek kurumların YZ’yi “süreç sonuna eklenen bir araç” olarak konumlandırdığını, asıl ihtiyacın ise iş süreçlerinin yeniden tasarlanması olduğunu savunuyor.
YZ’nin Değeri İçin Doğru Sıralama Şart
Güneşdoğdu, “Kuruluşlar YZ’yi sürecin sonuna ekleyecek bir katman gibi görüyor. Oysa YZ, sürecin kendisini yeniden şekillendirmeyi gerektiriyor.” diyerek sorunun temelini açıklıyor. Şirketlerin YZ’ye büyük ilgi gösterdiğini, birçok kurumun pilot projeler başlattığını ancak veri dağınıklığı, süreç sahipliğinin belirsizliği ve başarı ölçütlerinin tanımlanmamış olması nedeniyle beklenen sonuçların elde edilemediğini belirtiyor.
Bu koşullarda en gelişmiş modeller bile “sadece gösteriş üretir”. Değer, “araç alındığı gün” değil, “hangi kararın daha hızlı ve doğru verileceğinin tanımlandığı gün” başlar. Güneşdoğdu, “Bu bir hayal kırıklığı değil, beklentinin yanlış yere yatırılmasıdır. İyi haber şu; bu fark kapanabilir ve kapandığında getiri katlanarak gelir.” diyerek çözümün mümkün olduğunu vurguluyor.
Türkiye’de YZ’ye İlgi Küresel Ortalama Üzerinde
Güneşdoğdu, Türkiye’de İK’da YZ’ye duyulan ilginin küresel ortalamanın neredeyse iki katı olduğunu ve bu yüksek ilgiyi “dijital hizmetleri hızlı benimseyen bir iş dünyası” ile ilişkilendiriyor. Yüksek enflasyon, sık mevzuat değişiklikleri ve dinamik işgücü koşulları kurumları “çevik” olmaya zorluyor. Dijital bankacılık, fintech, e‑Devlet ve dijital ödeme sistemleri gibi alanlarda bireylerin ve KOBİ’lerin hızlı adaptasyonu, aynı hızı İK süreçlerine de taşımalarını sağlıyor.
Genç, teknolojiye yatkın işgücünün bu dönüşümü desteklediğini hatırlatan Güneşdoğdu, “İnanç oranının yüksek olması bir avantaj, ama bu inancı ölçülebilir sonuca dönüştürmek için veri altyapısına ve yönetişime de aynı cesaretle yatırım yapmalıyız.” şeklinde stratejik bir uyarı yapıyor.
Yanlış Veri Kullanımının Güven Üzerindeki Etkileri
İK’da YZ’nin hatalı veya eksik veriyle çalışması, çalışan performans değerlendirmelerinden terfi kararlarına kadar geniş bir yelpazede risk oluşturuyor. Algoritmanın bir çalışanı düşük performanslı veya terfiye hazır değil olarak işaretlemesi, yalnızca yanlış kararları değil, “kuruma duyulan güveni de” sarsabilir. Güneşdoğdu, “En büyük kriz güven kaybıdır ve geri kazanması en zor olanı da odur.” diyerek bu sorunun ciddiyetine dikkat çekiyor.
Bu bağlamda şeffaflık ve insan denetiminin temel ilkeler olması gerektiğini vurgulayan uzman, “YZ’nın önerileri hangi veriye dayandığı görünür olmalı, periyodik olarak değerlendirilmeli ve kritik kararlarda son söz her zaman insanda kalmalıdır.” şeklinde somut bir yaklaşım öneriyor.
“Ajan Yürütür, İnsan Yönetir” Modeli
BİS Çözüm’ün “Ajan yürütür, insan yönetir” yaklaşımı, rutin bordro kontrolleri, belge takibi ve raporlama gibi tekrarlayan işleri YZ ajanlarının üstlenmesiyle İK profesyonellerinin “çalışan deneyimine daha fazla odaklanmasını” hedefliyor. Güneşdoğdu, “Uzun süredir izin kullanmayan bir çalışan, terfi döngüsünde atlanan bir yetenek, onboarding’de takılan yeni bir arkadaş” gibi durumları YZ’nin görünür kılmasıyla İK’nın reaktif bir işlem merkezinden “doğru zamanda doğru kişiyle doğru konuşmayı yapan bir rehbere” dönüşeceğini ifade ediyor.
Teknolojinin empati ve sezgiyi yerine koymadığını, ancak bu yetkinlikleri “nefes alacak zaman” sağladığını belirten Güneşdoğdu, “Empati ve sezgi zaten İK’nın özünde var; teknoloji onları yaratmıyor, onlara nefes alacak zaman veriyor.” diyerek insan odaklı bir dönüşüm vizyonu çiziyor.
“İyi Olma Hali” Modülüyle Çalışan Deneyimi
İK’da çalışanların stres ve tükenmişlik risklerini ele alan “İyi Olma Hali” modülü, bireylerin gün içinde duygusal durumlarını kaydetmelerine, kısa pratik öneriler almasına ve kişisel notlar tutmalarına olanak tanıyor. Modülün bir “performans denetimi” ya da “psikolojik test” olmadığını, verilerin yalnızca anonim eğilimleri gösterecek şekilde tasarlandığını vurgulayan Güneşdoğdu, “Nefes, meditasyon gibi pratikler tamamen isteğe bağlı ve raporlara yansımıyor.” diyerek gizlilik ve gönüllülük prensiplerine vurgu yapıyor.
Bu uygulamanın, çalışanların kendilerini “görülmüş ve desteklenmiş” hissetmelerini sağlayarak bağlılık ve iletişimi güçlendireceğini belirten Güneşdoğdu, “Bizim için iyi olma hali bir yan hak değil, çalışan deneyiminin kalbi.” şeklinde son bir not ekliyor.
Ekonomik ve Piyasa Etkileri
YZ’nin doğru şekilde enteğre edilmesi, kurumların karar alma süreçlerini hızlandırarak operasyonel maliyetleri düşürürken, yetenek yönetiminde daha isabetli seçimler yapmalarını sağlar. Bunun sonucunda çalışan memnuniyeti ve verimlilik artar, dolayısıyla şirketlerin rekabet gücü ve pazar değeri de yükselir. Türkiye’nin yüksek YZ ilgi oranı, doğru strateji ve altyapı yatırımlarıyla “katlanarak getiri” elde etme potansiyelini güçlendiriyor.
Uzmanların belirttiği gibi, dönüşümün hatalı sıralaması ve eksik veri yönetimi “gösteriş”ten “gerçek değer” üretimine geçişi engelliyor. Bu engellerin aşılması, hem İK profesyonellerinin rolünü yeniden tanımlamasını hem de şirketlerin dijital dönüşüm hedeflerini ekonomik olarak somutlaştırmasını sağlayacak.