Asgari Ücrette %40’a Varan Artış Mümkün Mü? Negatif Vergi Formülü
Türkiye’de asgari ücret tartışmaları sürerken, TEPAV Merkez Direktörü Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz’dan dikkat çekici bir öneri geldi: “Negatif Vergi.” Peki, bu formül asgari ücretli için ne anlama geliyor ve ne gibi avantajlar sunuyor?
Negatif Vergi Nedir?
Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, vergi yoluyla ücretlinin desteklendiği bir model olan “negatif vergi” uygulamasını öneriyor. Bu model, özellikle batı ülkelerinde sosyal destek mekanizması olarak kullanılıyor. Negatif vergi, yoksulluk sınırının altında geliri olan çalışanlara, bu sınırın üzerine çıkacak bir gelirin aktarılması olarak tanımlanabilir. Modern ekonomilerde bu sistem, yoksulluk boşluğu üzerinden hesaplanarak, çalışanların mevcut ücretlerine ekleniyor.
Yılmaz’ın önerdiği model ise daha basit bir yaklaşımla, çalışanın bordrosu üzerinden devlet tarafından doğrudan bir ödeme yapılması şeklinde tasarlanmış. Bu ödeme, hanenin gelirinin asgari ücretten ne kadar uzak olduğuna göre farklılaştırılabiliyor.
Asgari Ücrette Beklenen Artış Oranları
TEPAV’ın çalışmasına göre, iki çocuklu ve eşi çalışmayan bir asgari ücretliyi ele aldığımızda, negatif vergi uygulamasıyla önemli artışlar sağlamak mümkün. Asgari ücrete yapılacak olası zam oranları ve destek mekanizmalarıyla birlikte elde edilecek sonuçlar şöyle:
- %25’lik Artış Senaryosu: Eğer hiçbir destek verilmeden asgari ücrete %25 zam yapılırsa, işverenin maliyeti %28,5 oranında artıyor. Ancak %11 negatif vergi (kamu vergi desteği) uygulanması halinde, asgari ücretlinin net ücret artışı %37,5’e ulaşıyor. Eğer işverene sağlanan 5 puanlık sosyal güvenlik indirimi de devam ederse, bu kez işçinin net ücretindeki artış %40,4’e yükseliyor. Bu durumda, prim desteğiyle birlikte işverenin maliyeti %19,7 ile sınırlı kalıyor.
- %30’luk Artış Senaryosu: Eğer asgari ücrete %30 zam yapılır ve hiçbir değişiklik olmazsa, işverenin maliyeti %31,1 oranında artıyor. Ancak aynı teşvikler devreye girerse (yani %11 negatif vergi ve 5 puanlık işveren prim teşviki), işçinin alacağı net ücretteki artış %55,7’ye kadar çıkarken, işverene maliyet sadece %24,5 artıyor.
Devletin Rolü ve Finansman Kaynakları
Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz, devletin bu süreçte aktif rol oynaması gerektiğini vurgulayarak, “Devlet elini taşın altına koymalı” diyor. Yılmaz’a göre, bu tür bir destek sistemi kamunun katkısı anlamına geliyor ve geçici süre için uygulanabilir. Düzenlemenin finansmanı ise enflasyon düzeltmesinden yararlanan kurumlara yönelik ilave mali yük, asgari ücrete endeksli bazı ödemelerde revizyon, servete odaklı basit bir vergileme ve tartışmalı cari transferlerden kesintiler yoluyla sağlanabilir.
Yılmaz, sistemin çocuk sayısı, bekar-evli durumu, eşin çalışıp çalışmadığı gibi faktörlere göre uyarlanabileceğini de belirtiyor. Gelir vergisi yönünden ele alındığı için bu tür farklılaştırmaların işlevsel olacağını ifade ediyor.
Gelecek Beklentileri ve Uzun Vadeli Çözümler
Prof. Dr. Yılmaz, özellikle 2026 yılı için hem çalışan, hem hane hem de işveren açısından asgari ücreti artırmaya yönelik programların önem taşıdığını vurguluyor. Önerilen yapının geçici nitelikte görülebileceğini, ancak uzun vadede çalışanlar için beyan sistemine geçişin temel öncelik olması gerektiğini belirtiyor. Bu, daha adil ve sürdürülebilir bir ücretlendirme sistemine geçiş için önemli bir adım olabilir.
Ekonomik Etkileri ve Sektörel Bağlam
Bu modelin hayata geçirilmesi, hem çalışanların alım gücünü artırarak iç talebi canlandırabilir, hem de işverenlerin maliyetlerini dengede tutarak istihdamı destekleyebilir. Özellikle perakende sektörü gibi asgari ücretli çalışan sayısının yüksek olduğu sektörlerde olumlu etkileri görülebilir. Ancak modelin sürdürülebilirliği ve finansmanının sağlanması kritik önem taşıyor.
Sonuç olarak, Prof. Dr. Hakkı Hakan Yılmaz’ın önerdiği “negatif vergi” modeli, asgari ücretli çalışanlar için önemli bir gelir artışı potansiyeli sunarken, devletin ve işverenlerin de bu sürece katkı sağlamasını öngörüyor. Bu uygulamanın hayata geçirilmesi, Türkiye ekonomisi için önemli bir adım olabilir.