Citigroup: Türkiye Ekonomisinde Hafif Resesyon Beklentisi Artıyor
Citigroup ekonomistleri, Türkiye ekonomisine dair değerlendirmelerini güncelleyerek, yılın ikinci yarısında hafif bir resesyon beklediklerini açıkladı. Bu beklenti, Türkiye’nin ikinci çeyrekteki %4,8’lik büyüme performansının ekonomik faaliyetteki gerçek zayıflığı maskelediği görüşüne dayanıyor.
Büyüme Verileri ve Gizlenen Zayıflık
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre, Türkiye ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde yıllık bazda %4,8, çeyreklik bazda ise %1,6 büyüme kaydetti. Bu rakamlar, Bloomberg anket beklentilerinin üzerinde gerçekleşti. Ancak Citigroup ekonomistleri, bu büyüme rakamlarının sürdürülebilirliği konusunda temkinli yaklaşıyor.
Citigroup’un raporunda, “Verilere daha yakından baktığımızda, 2. çeyrekte faaliyet hızındaki şaşırtıcı hızlanmanın sürdürülebilirliği konusunda temkinli kalmamız gerektiğini görüyoruz” ifadesi yer alıyor. Bu ifade, ekonomistlerin büyüme verilerinin altında yatan gerçek durumu daha detaylı incelediklerini ve gelecek dönemler için daha karamsar bir tablo çizdiklerini gösteriyor.
İmalat PMI ve İstihdam Verileri Endişe Kaynağı
Citigroup ekonomistleri İlker Domaç ve Gültekin Işıklar tarafından hazırlanan raporda, imalat sektöründeki daralma ve istihdam yaratımındaki zayıflığın yaklaşan yavaşlamanın önemli işaretleri olduğu vurgulanıyor. Raporda, “Temmuz-Ağustos döneminde imalat PMI’sında gözlenen belirgin düşüş ve işgücü piyasası dinamiklerinde (özellikle istihdam yaratmada) devam eden zayıflık, ekonomik faaliyette öngörülen düşüşün habercisi niteliğinde” değerlendirmesi yapılıyor.
İmalat PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi), imalat sektöründeki ekonomik aktivitenin bir göstergesi olarak kabul ediliyor. PMI’daki düşüş, yeni siparişlerde azalma, üretimde yavaşlama ve istihdamda daralma gibi olumsuz sinyaller veriyor. İstihdam yaratımındaki zayıflık ise işsizlik oranının artmasına ve tüketici güveninin azalmasına yol açarak ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebiliyor.
Talep ve Arz Tarafındaki Kısıtlamalar
Raporda, talep tarafında kalıcı bir canlanmanın olası olmadığı belirtiliyor. Bunun temel nedenleri olarak özel tüketimdeki devam eden normalleşme ve yüksek reel tüketici kredi faiz oranları gösteriliyor. Yüksek enflasyon ve faiz oranları, tüketicilerin harcama yapma eğilimini azaltarak ekonomik büyümeyi baskılıyor.
Arz tarafında ise kredi arzındaki kısıtlamalar ve sıkı finansal koşulların makine ve ekipman yatırımlarını sınırladığı belirtiliyor. Özellikle KOBİ’ler için finansmana erişimin zorlaşması, üretim kapasitesinin artırılmasını ve yeni yatırımların yapılmasını engelliyor. Ayrıca, Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı sektörlerin Avrupa ve ABD’de yavaşlayan büyümeye karşı özellikle savunmasız olduğu vurgulanıyor. Bu durum, Türkiye’nin ihracat gelirlerini azaltarak ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebilir.
Hafif Resesyon Beklentisi ve Piyasalar Üzerindeki Etkisi
Citigroup’un Türkiye ekonomisi için hafif resesyon beklentisi, piyasalarda tedirginliğe yol açabilir. Yatırımcılar, ekonomik büyümenin yavaşlaması ve şirketlerin karlılıklarının azalması beklentisiyle riskli varlıklardan kaçınabilirler. Bu durum, Türk lirasının değer kaybetmesine, borsada düşüşlere ve faiz oranlarının yükselmesine neden olabilir.
Özellikle, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının yüksek olması, resesyon beklentisiyle birleştiğinde, ülke ekonomisi için daha ciddi sorunlara yol açabilir. Yabancı yatırımcıların Türkiye’den çıkışı, döviz kurlarının yükselmesine ve enflasyonun artmasına neden olabilir.
Gelecek Projeksiyonları ve Beklentiler
Citigroup’un raporunda, Türkiye ekonomisi için 2025 yılının ikinci yarısında hafif bir resesyon beklendiği belirtiliyor. Ancak, bu resesyonun derinliği ve süresi hakkında kesin bir tahmin yapılmıyor. Ekonomistlerin temel beklentisi, hükümetin uygulayacağı ekonomi politikalarının ve küresel ekonomik gelişmelerin resesyonun seyrini belirleyeceği yönünde.
Türkiye ekonomisinin toparlanması için öncelikle enflasyonun düşürülmesi ve finansal istikrarın sağlanması gerekiyor. Ayrıca, yapısal reformların yapılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi ve ihracatın artırılması da büyük önem taşıyor.